Skip to content
Uygulamada görüntüle

Daha iyi bir gezinme deneyimi. Daha fazla bilgi.

theFMU | Türkiye'nin Football Manager Platformu

Ana ekranınızda, anlık bildirimler, bildirim simgeleri ve daha fazlasını içeren tam ekran bir uygulama.

Bu uygulamayı iOS ve iPadOS'a yüklemek için
  1. Safari'de Paylaş şimgesine tıkla
  2. Menüde kaydırın ve Ana Ekrana Ekle seçeneğine dokun.
  3. Sağ üst köşedeki Ekle seçeneğine dokun.
Bu uygulamayı Android'e yüklemek için
  1. Tarayıcının sağ üst köşesindeki üç noktalı menüye (⋮) dokun.
  2. Ana ekrana ekle veya Uygulamayı yükle seçeneğine dokun.
  3. Yükle seçeneğine dokunarak onayla.

Sinyor Selim

Başkan
  • Katılım

  • Son ziyaret

Sinyor Selim tarafından gönderilen her şey

  1. Teşekkür ederim, sağ olasın. İtalya'nın zorluklarına direnen, kasabasını yüceltecek bir hoca geliyor...
  2. Pro Sesto A Takımı’na yükselmek, Carlo için bir zaferden çok, yeni ve daha acımasız bir savaşın başlangıcıydı. Genç takımda bir “yıkım makinesi” olabilirdi ama burası profesyonel arenaydı; hata kabul etmezdi. Takımın orta sahasında tecrübeli, ayağına hakim ve kulüpten yüklü maaşlar alan oyuncular varken, 18 yaşındaki bir marangoz çırağına kadroda yer yoktu. 1996 sonbaharı Carlo için tam bir “hayalet” dönemi gibi geçti. Hafta sonları maç kadrosuna alınıyor ama o doksan dakikayı, Stadio Breda’nın rüzgar alan, tahta yedek kulübesinde titreyerek geçiriyordu. Hocası Gianfranco Motta, yüzüne bakmıyordu bile. Carlo, ısınmaya gönderilmiyor, taktik toplantılarında adı geçmiyordu. Sadece antrenmanlarda “yedek yeleğini” giyip, as takımı presle yorması için kullanılan bir “duba” muamelesi görüyordu. Bu durum, mental olarak onu kemirmeye başlamıştı. Sabahları atölyedeki iş yükü artmış, babası Roberto’nun “Sana demiştim” diyen sessiz bakışları sırtında bir yük gibi birikmişti. Carlo, günde sekiz saat zımpara yapıyor, akşam antrenmanda ciğerini sahaya bırakıyor ama pazar günü sadece oturuyordu. Bir akşam, atölyeyi kapatırken yorgunluktan elindeki vernik kutusunu düşürdü. Babası Roberto tezgahın arkasından seslendi: “Yoruldun değil mi? O kulübede oturmak, ayakta çalışmaktan daha çok yorar adamı. Çünkü beklemek, paslanmaktır Carlo. Çiviyi çakmazsan paslanır.” Carlo o gece dişlerini sıktı. “Paslanmayacağım,” dedi kendi kendine. “Sıram geldiğinde o kadar keskin olacağım ki, beni bir daha o kulübeye oturtamayacaklar.” Ve Carlo, oynamadığı her maçın öfkesini antrenmana yansıttı. As takımın yıldızları ondan nefret etmeye başlamıştı çünkü Carlo, Salı günü yapılan hafif ter idmanında bile Şampiyonlar Ligi finalindeymiş gibi tekmeye kafa uzatıyordu. Beklediği o fırsat, 23 Şubat 1997 tarihinde, sağanak yağmurun balçığa çevirdiği bir Lecco maçında geldi. Bu sıradan bir maç değildi; iki bölgenin tarihi husumeti sahaya yansımış, kemik sesleri tribün uğultusuna karışmıştı. Pro Sesto 1-0 öndeydi ama takım tükenmişti. Lecco saldırıyor, orta sahayı otobana çeviriyor, gol “geliyorum” diyordu. 82. dakikada Teknik Direktör Gianfranco Motta, çaresizce yedek kulübesine döndü. Gözleri tecrübeli yedeklerde değil, en köşede, yağmurdan sırılsıklam olmuş ve gözünü sahada oynanan kavgadan ayırmayan o gençte durdu. “Fumagalli! Buraya gel.” Carlo fırladı. Kalbi, atölyedeki hızardan daha hızlı atıyordu. Motta, Carlo’nun formasını çekiştirip onu kendine yaklaştırdı ve yüzüne bağırarak o tarihi emri verdi: “Beni dinle. Taktik maktik yok. Şu karşıdaki 8 numarayı görüyor musun? Bizi mahvetti. Sahaya gireceksin ve o adamın gölgesi olacaksın. Topu alırsa ısır. Nefes alırsa, ensesinde ol. Bu maçı tutmak için gerekirse o çimlere gömül ama o topu geçirme. Kan kusturacaksın. Anlaşıldı mı?” Carlo sahaya girdiğinde tribünlerden cılız bir alkış koptu. Kimse bu tıknaz genci tanımıyordu. Ama Carlo’nun tanınmaya ihtiyacı yoktu. İlk pozisyonda, Lecco’nun o tehlikeli 8 numarası topu alıp dönmeye çalıştı. Carlo, freni patlamış bir kamyon gibi araya girdi. Topu taca, adamı ise reklam panolarına gönderdi. O on dakika, Lecco orta sahası için bir kabusa dönüştü. Carlo pas atmadı, çalım atmadı. Sadece yıktı, bozdu ve uzaklaştırdı. Hakem son düdüğü çaldığında, Carlo kendi ceza sahasında, forması çamurdan görünmez halde soluklanıyordu. Soyunma odasında Motta, herkesi tebrik ettikten sonra en son Carlo’nun yanına geldi. Elini omzuna koydu ve sadece onun duyacağı bir sesle: “Çirkin oynadın evlat. Tam istediğim gibi.” dedi. O maçtan sonra Carlo bir daha o kulübeye hapsolmadı. Önce rotasyon oyuncusu, sonra ilk 11’in değişmezi oldu. Teknik kapasitesi hala sınırlıydı, gazeteler ona “Oduncu” diyordu ama tribünler ona tapıyordu. Çünkü Pro Sesto taraftarı işçi sınıfıydı ve Carlo, sahada “onlardan biri” gibi oynuyordu. Yıllar birbirini kovaladı, 1999 yılına gelindiğinde takımda bir yaprak dökümü yaşandı. Yetenekli oyuncular üst liglere transfer oldu, yaşlılar emekli oldu. Takım gençleşmişti ama bir “Lider” açığı vardı. Sezon başı kampında, teknik heyet kaptanlık pazubandını masanın üzerine koydu. Odaya sessizlik hakimdi. Herkes, takımın en yetenekli forvetine verilmesini bekliyordu. Ama hoca pazubandını aldı ve arka sırada oturan, yine hiç konuşmayan Carlo’ya fırlattı. “Bu takımın bir sanatçıya değil, bir gardiyana ihtiyacı var. Pazubandı senin Fumagalli.” Carlo 21 yaşında Pro Sesto’nun kaptanı olmuştu. Bu, “yetenek” kaptanlığı değil, “karakter” kaptanlığıydı. Pazubandı koluna geçtiğinde Carlo değişmedi, aksine daha da sertleşti. Soyunma odasında otoritesi tartışılmazdı. O konuşurken kimse telefonla oynamaz, kimse gülüşmezdi. Bir maçın devre arasında, takım mağlupken ve herkes başını öne eğmişken, Carlo’nun taktik tahtasını yumruklayıp; “Maaşını alamayan babalarınız tribünde sizi izlerken böyle korkak oynamaya utanmıyor musunuz!” diye bağırdığı olay, kulüp efsaneleri arasına girdi. Genç oyuncular ondan korkardı ama başları sıkıştığında ilk ona koşarlardı. Çünkü bilirlerdi ki; sahada bir rakip onlara sert girdiğinde, Carlo Fumagalli o rakibin peşini doksan dakika boyunca bırakmaz ve hesabını sorardı. O artık sadece bir marangoz çırağı değildi. O, Brianza’nın “Il Martello”su, yani Çekici, Pro Sesto’nun kaptanı ve rakiplerin korkulu rüyasıydı. Ancak kader, zirveye çıkan bu çekiç için acı bir son hazırlıyordu. Dizindeki o ince sızı, yaklaşan fırtınanın habercisiydi.
  3. Teşekkür ederim. Karakterimizi anlatmak, tüm kariyeri netleştirmek gibi olacak. Türkiye odağını hiç düşünmedim. Karakteri ilk olarak tanıtmak, neler yaşadığını göstermek istiyorum. Bu tabir burada da kullanılsa da İtalya sertliğiyle, lider ruhlu isimleriyle öne çıkması bu hikayenin en temel taşı gibi duruyor.
  4. 1994 sonbaharının o kasvetli ve gri akşamında, Fumagalli ailesinin mutfağına çöken sessizlik, dışarıdaki Lombardiya sisinden daha ağırdı. Masanın tam ortasında, el değmemiş ekmek sepetinin yanında duran Pro Sesto logolu o parlak davet mektubu, aileyi görünmez bir bıçak gibi ikiye bölmüştü. Annesi Elena, tencerenin kapağını kapatırken gözyaşlarını mutfak önlüğüne siliyor, hıçkırıklarını bastırmaya çalışıyordu. O, oğlunun yetersizliğinden değil, tükenişinden korkuyordu. Titrek bir sesle, boşluğa konuşur gibi fısıldadı: “Görmüyor musun Roberto? Çocuk zaten seninle günde on saat tomruk taşıyor. Şimdi bir de bu... Milano’nun çocukları antrenmandan sonra masaja girerken, bu çocuk trende uyuyacak. Omuzları geniş olabilir ama yüreği daha büyümedi. Ezip geçecekler onu.” Baba Roberto, elindeki çatalı metalik bir gürültüyle tabağa bıraktı. O, oğlunu pamuklara sarıp sarmalayan bir baba değildi; o Brianza’nın sert toprağı gibiydi, verimli ama taşlıydı. Gözlerini tam karşısında oturan, elleri şimdiden nasır tutmuş oğluna dikti. “Annen haklı olabilir Carlo,” dedi sesi buz gibiydi. “Futbol, bizim gibi adamlar için bir lunapark değil, bir bataklıktır. Oraya gidenlerin çoğu, ellerinde patlamış bir topla, ceplerinde beş kuruş olmadan geri döner.” Masanın üzerinden eğilip oğlunun gözlerinin içine baktı; bu bakış bir babanın şefkatinden çok, bir ustanın çırağını tartması gibiydi. “Gidebilirsin. Ama bir şartla. Bu, baba-oğul arasında değil, iki erkek arasında bir sözleşme olacak. O topun peşinden koşacaksın ama buradaki tezgahı asla boşlamayacaksın. Sabah 06:00’da o kepenk açılacak. Eğer bir gün... Sadece bir gün, ‘Baba çok yorgunum, bacaklarım tutmuyor’ deyip işi aksatırsan, o lisansını kendi ellerimle yırtarım. Futbol senin metresin olabilir ama karın bu atölye olacak. Çünkü futbol seni terk edebilir ama zanaat seni asla terk etmez.” Carlo, babasının gözlerinin içine bakarak başını salladı. “Söz veriyorum baba. İkisini de yapacağım.” O gece yatağına yattığında uyku tutmadı. Ellerini havaya kaldırdı, sokak lambasının loş ışığında vernik kokan, çatlaklarla dolu parmaklarına baktı. “Bu ellerle...” diye düşündü, “O ince belli, zarif çocukların arasından nasıl sıyrılacağım?” İçinde korku yoktu ama midesinde, maçtan önce değil, savaştan önce hissedilen o soğuk kramp vardı. Ertesi haftalarda Carlo’nun hayatı, merhametsiz bir askeri kampa dönüştü. Şafak sökmeden uyanıyor, babasıyla buz gibi atölyeye iniyor, öğlene kadar koca meşe kütüklerini yontuyordu. Saat 14:00’te iş tulumunu çıkarıp, koşarak istasyona gidiyordu. En büyük sınavı sahadan önce o trende başlıyordu. Yorgunluktan başı cama düşüyor, çoğu zaman son durakta temizlikçi tarafından dürtülerek uyandırılıyordu. Vagonun diğer ucunda okuldan çıkan, ellerinde dondurmalarla gülen yaşıtlarını gördüğünde ellerini cebine saklıyordu; çünkü o eller, tırnak aralarına işlemiş siyah vernik lekeleriyle 15 yaşındaki bir çocuğun ellerine hiç benzemiyordu. Pro Sesto’nun tesislerine vardığında ise asıl kabus başlıyordu. Buradaki çocuklar “topçu” olmak için değil, “yıldız” olmak için eğitilmişti. Soyunma odasında Carlo’nun eski, yer yer bantla tutturulmuş kramponlarını gören takımın şımarık çocuğu Luca, “Hey Geppetto! Kramponlarını da kendin mi yonttun yoksa?” diye bağırdığında tüm takım kahkaha atıyordu. Carlo cevap vermiyordu, sadece bağcıklarını daha sıkı düğümlüyordu. Sahada ise bir bale gösterisine yanlışlıkla girmiş bir ayı gibi hissediyordu. Teknik çalışmalarda topu her ayağına alışında panikliyor, sert bilekleri meşin yuvarlağı yumuşatamıyor, pasları taca gidiyordu. Arkadaşları ona pas atmayı bırakmış, o boştayken bile kafalarını çevirir olmuşlardı. Her antrenman sonrası duşta, vücudundaki morluklara ve yüreğindeki o ağır ezilmişliğe bakıp “Belki de babam haklıydı” diyordu içinden. Ancak kaderi, takımın başına 60 yaşlarında, yüzü derin çizgilerle dolu, eski bir savunmacı olan Mister Brambilla’nın geçmesiyle değişti. Brambilla, futbolu bir gösteri olarak değil, bir mimari yapı olarak görüyordu ve bu yapının temeli ona göre fazla kırılgandı. Bir yağmurlu Salı günü, antrenmanın ortasında düdüğü çaldı ve oyunu durdurdu. Çamurlar içindeki Carlo’nun yanına yürüdü, tüm takımın duyacağı şekilde sordu: “Baban ne iş yapar Fumagalli?” Carlo şaşkınlıkla “Marangoz, efendim” dedi. Hoca gülümsedi; bu gülüşte alay yoktu, bir keşif vardı. “Güzel. Çok güzel. Demek ağaçtan anlıyorsun.” Takıma döndü, sonra tekrar Carlo’ya baktı: “Haftalardır seni izliyorum. Arkadaşların gibi olmaya çalışıyorsun. Onlar gibi ince paslar atmaya, onlar gibi dans etmeye çalışıyorsun. Ama sen dansçı değilsin evlat. Sen bir kütüksün. Sağlam, sert, yıkılmaz bir meşe kütüğü.” Çocuklar kıkırdamaya başladığında Brambilla sert bir bakışla onları susturdu. “Gülmeyin! Siz rüzgarda eğilen kavaklar gibisiniz. Ama bu çocuk... Bu çocuk fırtınada evi ayakta tutan direk olacak. Ama önce seni yontmamız lazım.” O günden sonra Brambilla, Carlo’yu özel bir eğitime aldı. Ona pas atmayı değil, durmayı öğretti. “Koşma Carlo! Bekle,” diyordu. “Kurt avını kovalayarak yormaz, yolunu keserek yakalar. Kes yollarını!” Brambilla, Carlo’nun o ham gücünü, o işçi öfkesini bir disipline dönüştürdü. Ona faul yapmadan can yakmayı, topa değil rakibin dengesine oynamayı öğretti. Aylar geçtikçe Carlo’nun tekniği hala zayıftı ama artık kimse ona “Geppetto” demiyordu. Çünkü antrenman maçlarında Carlo’nun olduğu kanata girmek, mayın tarlasına girmek gibiydi. Takımın en yetenekli oyuncuları, Carlo’nun gölgesini gördüklerinde topu hemen ayaklarından çıkarıyorlardı. Korku, saygıya dönüşmüştü. Sezon sonu geldiğinde, A Takım hocası altyapı maçını izlemeye gelmişti. Sahada herkes şov yapmaya çalışırken, onun gözü orta sahada bir makine gibi işleyen, her ikili mücadeleyi kazanan, yere düşen arkadaşını ensesinden tutup kaldıran o gence takıldı. Maç bittiğinde Brambilla, Carlo’yu yanına çağırdı. Elinde bir kağıt vardı. “Fumagalli,” dedi yaşlı hoca, “Hatırlıyor musun? Sana kütük demiştim.” Carlo başını salladı. “Artık kütük değilsin. Artık o evin temel direğisin.” Kağıdı Carlo’ya uzattı. “Eşyalarını topla. Yarın sabah A Takım tesislerindesin. Ve sakın unutma; oradaki adamlar daha hızlı, daha güçlü. Ama hiçbiri senin kadar aç değil. Git ve onlara Marangoz’un oğlunun kim olduğunu göster.” Carlo o gece trende eve dönerken uyumadı. Ellerine baktı. Hala vernik kokuyordu, hala nasırlıydı. Ama artık o ellerin ne işe yaradığını biliyordu. O eller piyano çalmak için değil, piyanoyu taşıyanları korumak için vardı. Ve “Il Martello”, yani Çekiç, artık kapıyı kırmaya hazırdı.
  5. Teşekkür ederim ama mertlik bozulmasaydı iyiydi. Teşekkür ederim yeğen. Aklımda hiç yoktu ama cuk diye oturan bir örnek olmuş. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.
  6. PROLOG: KURŞUNİ GÖKYÜZÜTarih yaprakları 14 Kasım 1978'i gösterdiğinde Besana in Brianza’da güneş doğmamıştı. Aslında güneş oradaydı ama Lombardiya ovalarına çöken ve yerel halkın "La Scighera" adını verdiği o lanet olası, kemik donduran sis tabakasını delip aşağıya inmeye gücü yetmiyordu. Burası Napoli’nin güneşli sahilleri ya da Roma’nın şiirsel sokakları değildi. Burası İtalya’nın arka bahçesi, Milano’nun sanayi çöplüğü, işçilerin ve elleri nasırlı adamların yurduydu. Carlo Fumagalli işte böyle bir sabahın şafağında, Via San Camillo üzerindeki iki katlı tuğla bir evin yatak odasında dünyaya gözlerini açtı. Ciğerlerine dolan ilk hava oksijen değil, alt kattaki babasının atölyesinden yükselen taze kesilmiş meşe kokusu ve vernik dumanıydı. Babası Roberto, o sırada atölyede sipariş yetiştirmeye çalışıyordu. Yukarıdan gelen ebe kadının sesiyle elindeki zımparayı bıraktı, önlüğüne ellerini silip koşarak yukarı çıktı. Anlatılanlara göre Carlo, diğer bebekler gibi ağlayarak değil, sanki dünyaya bir hesap sormak istermişçesine çatık kaşlarla doğmuştu. Annesi Elena kucağındaki huzursuz bebeğe bakıp "Bu çocuk dünyaya kızgın gelmiş Roberto," dediğinde, babası oğlunun o minicik ama kalın parmaklı ellerini tutmuş ve kaderini daha o saniyede mühürlemişti: "Ellerine bak Elena... Bu eller kalem tutmak için yaratılmamış. Bu eller şiir yazmaz. Bu eller ancak çekiç tutar, kavga eder, inşa eder. O da bizim gibi olacak." Pencereden bakıldığında uzaktaki Alp Dağları’nın sadece silueti görünüyordu. O coğrafyada doğan her çocuk, daha ilk nefesinde şu acı gerçeği öğrenirdi: Eğer güneşi görmek istiyorsan, o sisin üzerine, dağların tepesine tırmanmak zorundasın. Kimse sana o sıcaklığı altın tepside sunmayacak. Tırmanacaksın, düşeceksin, dizlerin kanayacak ama durmayacaksın. Carlo’nun hikayesi işte o gri sabahta, talaş kokuları arasında başladı. O gün o odada ağlamayan o bebek, yıllar sonra İtalya’nın çamurlu sahalarında rakiplerine kök söktürecek "Il Martello"nun (Çekiç) ta kendisiydi. Ve şimdi, yıllar sonra... Çekiç eve dönüyor. Carlo büyüdükçe, babasının o doğum gününde söylediği kehanet bir bir gerçekleşmeye başladı. Okul sıraları, genç Carlo için eğitim yuvası değil, adeta parmaklıkları olmayan bir hapishaneydi. Besana’daki Scuola Media Manzoni’nin öğretmenleri için o, "anlama kapasitesi kıt" bir çocuk değildi belki ama "tahammülü olmayan" bir öğrenciydi. Rakamlar, harfler, tarihler... Hepsi kafasının içinde birbirine giriyordu. O, soyut kavramların adamı değildi. Carlo, dokunabildiği, bükebildiği ve kırabildiği şeyleri anlıyordu. Öğretmenleri tahtada İtalya’nın Rönesans tarihini anlatırken, o sıranın altından gizlice soktuğu zımpara kağıdıyla parmak uçlarını nasırlaştırıyor, pencereden dışarıdaki gri gökyüzüne bakıp saatin 15:00 olmasını bekliyordu. Ortaokul diplomasını aldığında, ailesi bunu bir başarı olarak değil, zorunlu hizmetin bitişi olarak kutladı. Liseye devam etmesi için zorlamadılar; çünkü Carlo’nun üniversitesi çoktan belliydi: Sanayi. Okul zili çaldığı anda diğer çocuklar parka ya da atari salonlarına koşarken, Carlo çantasını eve fırlatıp tulumlarını giyiyor ve soluğu "Fumagalli & Figli" atölyesinde alıyordu. Babası Roberto, acımasız bir ustaydı. "Futbolcu olmak istiyorsan ol," derdi, "Ama akşam antrenmana gidene kadar o meşe kütükleri yontulacak." Carlo’nun futbol eğitimi, yemyeşil çim sahalarda değil, talaş tozları arasında başladı. 14 yaşındayken kolları yaşıtlarından iki kat daha kalındı. Günde 4 saat zımpara yapmak, bir çocuğa top tekniği öğretmezdi ama ona kimsenin itip kakamayacağı bir denge ve insanüstü bir fiziksel dayanıklılık veriyordu. Kasabanın kilise takımı Oratorio San Camillo’da oynamaya başladığında, yeteneğiyle değil, bu "anormal" fiziğiyle dikkat çekti. Top ayağına geldiğinde ne yapacağını bilemeyip panikliyordu belki ama rakipte top varken adeta bir avcıya dönüşüyordu. Çelimsiz forvetler ona çarptığında duvara çarpmış gibi sekiyorlardı. Hafta sonları hayatı tam bir kaostu. Sabah 06:00'da atölyeyi açıp siparişleri hazırlıyor, öğleden sonra babasından izin koparıp maça yetişiyor, çamur içinde eve dönüp akşam tekrar cilalama yapıyordu. Yorgunluktan bacakları titrediğinde babası ensesine bir şaplak atıp o meşhur öğüdünü veriyordu: "Bak evlat... Tanrı sana Roberto Baggio’nun ayaklarını vermemiş, bunu kabul et. Ama sana bir katırın ciğerini ve bir işçinin inadını vermiş. Eğer onlardan daha yetenekli olamıyorsan, onlardan daha çok koşacaksın. Onlar yorulduğunda sen yeni başlıyor olacaksın." Bu tempo, Carlo’nun ruhundaki o "Pes Etmeme" özelliğini ilmek ilmek işledi. Lise çağlarında Pro Sesto’nun altyapı hocaları onu izlemeye geldiğinde, sahada estetik bir hareket, bir çalım ya da şık bir pas görmediler. Gördükleri şey; 90. dakikada bile depar atan, tekmeye kafa uzatan ve kaybedilen her topta şahsi bir hakarete uğramış gibi sinirlenen, gözü dönmüş bir gençti. Teknik direktör not defterine tek bir cümle yazdı: "Topla arası kavgalı ama ciğerleri demirden. Alınmalı." Carlo, o gün atölyedeki önlüğünü çıkardı ve kramponlarını bağladı. Ama o talaş kokusu... O koku üzerine sinmişti bir kere. Sahaya çıktığında bir futbolcu gibi değil, mesaiye kalmış bir işçi gibi oynayacaktı. Sinyor'dan Not Mister Fumagalli'nin hikayesini kendim kurguladım, yapay zeka destekli ilerlettim. Bazı meseleler, hikayeler ve oluşturma anlarını benim ilerleyişime göre işlendi. Teknolojinin bu denli nimetleri olmasından ayrı keyif duydum. Birinci bölüm, hikayenin girişini tamamladım. Şimdi ise devamı için zemini hazırlama vakti. Bu hikaye içerisinde yapay zeka destekli birçok görsel, anı ve güzel kesitler göreceksiniz. Hikayeli kariyer anlatmayı, yaşatmayı özlemişim. Umarım ilginiz, takibiniz de bu yönde olur.
  7. Bomboş yorumları ve alakasız çıkışlarıyla kariyerime renk katan @hardworkingo kardeşim ve diğer takipçi dostlarıma da teşekkür ederim. Forum da açmış olduğum bir Trabzonspor kariyerine uzun zaman sonra ilk defa doğru dürüst vedayla sonlandırıyorum. Bu hikayem bitti lakin yeni bir hikaye için kolları sıvadım. Hikayesi olan, alt metinleriyle oyunu bütünleştireceğim bir kariyer geliyor. Alt liglerden varoluş hikayesini içeren, gerçek hayatla harmanlanmış bir kurguya hazır olun. Tabii bu süreçte Aİ destekli de olacağını belirtmeliyim. Kariyerime destek verip, hikayeme ortak olduğunuz için teşekkür ederim, iyi ki varsınız. @Burak @Mert @abikotusunuz @Cengo @ofs17 @Kaan Torun @wladcas @egebartu @bkelmaestro @enjambemente @Elessar
  8. Sinyor Selim, hardworkingo kullanıcısının şuradaki içeriğini yanıtladı: Yarım Kalan Hikayeler
    Rize karşısında galip gelemeyen adam, kulübün ve şehrin imkanlarını sömürüyor. Başka bir şey söylemiyorum.
  9. Paylaştığın kariyer hikayesi, belirlenen süreç kurallarındaki 4. madde 1. seçeneğin ihlali ve son 2 hafta içinde güncelleme yapılmaması nedeniyle mevcut haliyle sürdürülemez duruma gelmiştir. Bu nedenle hikaye bu aşamada sonlandırılmıştır. Şimdiye kadar aktardıkların sürecin önemli bir parçasıydı; katkıların için teşekkür ederim. İleride hikayeyi yeniden ele almak veya farklı bir aşamadan devam etmek istersen, yeni bir başlangıca her zaman açıktır.
  10. Sinyor Selim, hardworkingo kullanıcısının şuradaki içeriğini yanıtladı: Yarım Kalan Hikayeler
    Sivas'ın kaynaklarını çöpe atıp, rezil bir giriş yapmışız. Samsun'u ve Alanya'yı yenemiyorsan, ne diye takımdasın hoca?
  11. 1461 Trabzon FK olamaz gibi ama emin değilim. Baştan başlarsam, Türkiye'den uzak durabilirim.
  12. Trabzonspor ile vademizi doldurduğumuzu düşünüyorum. Biraz daha zorlanabileceğimiz, yatırım ve futbol odaklı bir takım arayışını düşünüyorum. Mevcut kariyer mi olur yoksa yeni bir kariyer mi tam kestiremedim. Düşüncelerinizi bekliyorum.
  13. Sinyor Selim şurada bir gönderi paylaştı: Taktikler
    • 123 indirme
    • Sürüm: 1.0.0
    DİZİLİŞ ORTALAMA Taktik Açıklaması Topa hükmetme işini seven, rakibe pek ihtimal vermeden saha içerisine yayılan bir taktik anlayışımız var. Savunmadan kurulan oyun planı, orta sahamızın aktif olmasıyla da rahat bir nefes alıyor. Bek bindirmeleri, kanatların içeri girmesi derken inanılmaz bir bağlantı oyunu kuruyoruz. Bazen forvet oyuncumuzun geri gelmesiyle de rakibin dengesini bozan, kanat ve orta saha bindirmeleriyle pozisyon ürettiğimiz bir anlayışımız var. Bununla beraber bazen hata yapmaya müsait oluşumuz, oyunu tutma ve rakiple uğraşan oyuncular gerektiğini unutmamız gerekiyor. Stoper hattının ayağı iyi olması gerektiğini en kötü ise savunma önünde oyun kurabilen, vizyon ve pas özelliği iyi olan bir isim lazım. Bu tarz bir oyun kurabilen, baskıyı kaldıracak bir isim varsa stoper hattını normal stopere çevirebilirsiniz. Bu şekilde oyunu yönlendirebilecek, ara paslarıyla ve kilit paslarıyla oyunu yönlendirebilen bir oyuncunuz olacaktır. Bunun dışında forvet hattında alternatif olarak kullanabileceğiniz 3 farklı rol var. Bunların bir tanesi İç Forvet, ikincisi Yardımcı Forvet ve en sonuncusu ise Sahte Forvet olabilir. Bunun sebebi ise bağlantı kurabilmesi, kanatlara ve orta saha bindirmelerine imkan tanınması için geriye gelebilecek herhangi bir rol gerektiriyor. Bunun dışında diğer parçalar zaten oturan, keskin parçalar. Bu sebepten değiştirmemeniz daha sağlıklı olacaktır. TALİMATLARTopa Sahipken Top Rakipteyken Bireysel İstatistikler Forum kariyerimdeki son sezonuma ait istatistikler. Bu sezon içerisinde ŞL kupasını kazandım. Peki bu taktikle beraber kimlerden nasıl verim aldım, neler yaptım. Öncelikle forvet hattında kullandığım isimlerden başlayıp, kanatlar ve orta saha sırasıyla devam edeceğim. En sonunda ise bek katkısını göstermek adına beklere de yer vereceğim. Mustafa Hekimoğlu ile 107 maça çıktım. Bu maçlarda 68 gol atarken, 21 asist yaptı. Toplam gole katkısı 89 oldu. Bu istatistiği yaparken de Pivot Santrafor rolüyle yaptı. Iker Bravo ile 77 maça çıktım. Bu maçlarda 35 gol atarken, 22 asist yaptı. Toplam gole katkısı 57 oldu. Bu istatistiği Yardımcı Forvet rolüyle yaptı. Rhian Brewster ile 45 maça çıktım. Bu maçlarda 29 gol atarken, 10 asist yaptı. Toplam gole katkısı 39 oldu. Bu istatistiği İç Forvet rolüyle yaptı. Leonardo Campana ile 70 maça çıktım. Bu maçlarda 46 gol atarken, 12 asist yaptı. Toplam gole katkısı 58 oldu. Bu istatistiği Pivot Santrafor rolüyle yaptı. --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- Adam Daghim ile 189 maça çıktım. Bu maçlarda 93 gol atarken, 66 asist yaptı. Toplam gole katkısı 159 oldu. Bu istatistiği Kanat Forvet rolüyle yaptı. Sidiki Cherif ile 181 maça çıktım Bu maçlarda 62 gol atarken, 52 asist yaptı. Toplam gole katkısı 114 oldu. Bu istatistiği Forvet Forvet rolüyle yaptı. Sani Suleiman ile 104 maça çıktım Bu maçlarda 35 gol atarken, 19 asist yaptı. Toplam gole katkısı 54 oldu. Bu istatistiği Kanat rolüyle yaptı. (Etkisizlik) Oleksandr Zubkov ile de Kanat Forvet rolüyle oynatmıştım lakin emekli olduğundan istatistiklere ulaşamadım. Tek sezonluk 50+ gole katkı sağladığı bir dönem vardı, kariyerde de görebilirsiniz. --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- Benjamin Bouchouari ile 138 maça çıktım. Bu maçlarda 32 gol atarken, 42 asist yaptı. Toplam gole katkısı 74 oldu. Bu istatistiği İç Merkez Orta Saha rolüyle yaptı. Arne Engels ile 93 maça çıktım. Bu maçlarda 34 gol atarken, 19 asist yaptı. Toplam gole katkısı 53 oldu. Bu istatistiği İç Merkez Orta Saha rolüyle yaptı. Matheus Nunes ile 103 maça çıktım. Bu maçlarda 28 gol atarken, 21 asist yaptı. Toplam gole katkısı 49 oldu. Bu istatistiği İç Merkez Orta Saha rolüyle yaptı. Johan Manzambi ile 196 maça çıktım. Bu maçlarda 74 gol atarken, 42 asist yaptı. Toplam gole katkısı 116 oldu. Bu istatistiği İç Merkez Orta Saha rolüyle yaptı. Emran Güven ile 121 maça çıktım. Bu maçlarda 40 gol atarken, 39 asist yaptı. Toplam gole katkısı 79 oldu. Bu istatistiği İç Merkez Orta Saha rolüyle yaptı. --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- Taylan Bulut ile 115 maça çıktım. Bu maçlarda 13 gol atarken, 49 asist yaptı. Toplam gole katkısı 62 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. Wagner Pina ile 218 maça çıktım. Bu maçlarda 15 gol atarken, 54 asist yaptı. Toplam gole katkısı 69 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. Berkay Yılmaz ile 175 maça çıktım. Bu maçlarda 12 gol atarken, 24 asist yaptı. Toplam gole katkısı 36 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. Dayann Methalie ile 149 maça çıktım. Bu maçlarda 5 gol atarken, 29 asist yaptı. Toplam gole katkısı 34 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. Bart van Rooij ile 113 maça çıktım. Bu maçlarda 5 gol atarken, 15 asist yaptı. Toplam gole katkısı 20 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. Clement Akpa ile 84 maça çıktım. Bu maçlarda 7 gol atarken, 9 asist yaptı. Toplam gole katkısı 74 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. PUAN DURUMLARI Bu taktiği kullandığımız son 4 sezonun özet tablosu. Lig maçlarında bolca rotasyon da kullanılmıştır. Değerlendirirken buna göre değerlendirebilirsiniz. ÖRNEK MAÇLAR - KAZANILAN VE KAYBEDİLEN MAÇLAR
  14. SS'26 Taktik - Kontrollü Hücum! DİZİLİŞ ORTALAMA Taktik AçıklamasıTopa hükmetme işini seven, rakibe pek ihtimal vermeden saha içerisine yayılan bir taktik anlayışımız var. Savunmadan kurulan oyun planı, orta sahamızın aktif olmasıyla da rahat bir nefes alıyor. Bek bindirmeleri, kanatların içeri girmesi derken inanılmaz bir bağlantı oyunu kuruyoruz. Bazen forvet oyuncumuzun geri gelmesiyle de rakibin dengesini bozan, kanat ve orta saha bindirmeleriyle pozisyon ürettiğimiz bir anlayışımız var. Bununla beraber bazen hata yapmaya müsait oluşumuz, oyunu tutma ve rakiple uğraşan oyuncular gerektiğini unutmamız gerekiyor. Stoper hattının ayağı iyi olması gerektiğini en kötü ise savunma önünde oyun kurabilen, vizyon ve pas özelliği iyi olan bir isim lazım. Bu tarz bir oyun kurabilen, baskıyı kaldıracak bir isim varsa stoper hattını normal stopere çevirebilirsiniz. Bu şekilde oyunu yönlendirebilecek, ara paslarıyla ve kilit paslarıyla oyunu yönlendirebilen bir oyuncunuz olacaktır. Bunun dışında forvet hattında alternatif olarak kullanabileceğiniz 3 farklı rol var. Bunların bir tanesi İç Forvet, ikincisi Yardımcı Forvet ve en sonuncusu ise Sahte Forvet olabilir. Bunun sebebi ise bağlantı kurabilmesi, kanatlara ve orta saha bindirmelerine imkan tanınması için geriye gelebilecek herhangi bir rol gerektiriyor. Bunun dışında diğer parçalar zaten oturan, keskin parçalar. Bu sebepten değiştirmemeniz daha sağlıklı olacaktır. TALİMATLARTopa Sahipken Top Rakipteyken Bireysel İstatistikler Forum kariyerimdeki son sezonuma ait istatistikler. Bu sezon içerisinde ŞL kupasını kazandım. Peki bu taktikle beraber kimlerden nasıl verim aldım, neler yaptım. Öncelikle forvet hattında kullandığım isimlerden başlayıp, kanatlar ve orta saha sırasıyla devam edeceğim. En sonunda ise bek katkısını göstermek adına beklere de yer vereceğim. Mustafa Hekimoğlu ile 107 maça çıktım. Bu maçlarda 68 gol atarken, 21 asist yaptı. Toplam gole katkısı 89 oldu. Bu istatistiği yaparken de Pivot Santrafor rolüyle yaptı. Iker Bravo ile 77 maça çıktım. Bu maçlarda 35 gol atarken, 22 asist yaptı. Toplam gole katkısı 57 oldu. Bu istatistiği Yardımcı Forvet rolüyle yaptı. Rhian Brewster ile 45 maça çıktım. Bu maçlarda 29 gol atarken, 10 asist yaptı. Toplam gole katkısı 39 oldu. Bu istatistiği İç Forvet rolüyle yaptı. Leonardo Campana ile 70 maça çıktım. Bu maçlarda 46 gol atarken, 12 asist yaptı. Toplam gole katkısı 58 oldu. Bu istatistiği Pivot Santrafor rolüyle yaptı. --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- Adam Daghim ile 189 maça çıktım. Bu maçlarda 93 gol atarken, 66 asist yaptı. Toplam gole katkısı 159 oldu. Bu istatistiği Kanat Forvet rolüyle yaptı. Sidiki Cherif ile 181 maça çıktım Bu maçlarda 62 gol atarken, 52 asist yaptı. Toplam gole katkısı 114 oldu. Bu istatistiği Forvet Forvet rolüyle yaptı. Sani Suleiman ile 104 maça çıktım Bu maçlarda 35 gol atarken, 19 asist yaptı. Toplam gole katkısı 54 oldu. Bu istatistiği Kanat rolüyle yaptı. (Etkisizlik) Oleksandr Zubkov ile de Kanat Forvet rolüyle oynatmıştım lakin emekli olduğundan istatistiklere ulaşamadım. Tek sezonluk 50+ gole katkı sağladığı bir dönem vardı, kariyerde de görebilirsiniz. --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- Benjamin Bouchouari ile 138 maça çıktım. Bu maçlarda 32 gol atarken, 42 asist yaptı. Toplam gole katkısı 74 oldu. Bu istatistiği İç Merkez Orta Saha rolüyle yaptı. Arne Engels ile 93 maça çıktım. Bu maçlarda 34 gol atarken, 19 asist yaptı. Toplam gole katkısı 53 oldu. Bu istatistiği İç Merkez Orta Saha rolüyle yaptı. Matheus Nunes ile 103 maça çıktım. Bu maçlarda 28 gol atarken, 21 asist yaptı. Toplam gole katkısı 49 oldu. Bu istatistiği İç Merkez Orta Saha rolüyle yaptı. Johan Manzambi ile 196 maça çıktım. Bu maçlarda 74 gol atarken, 42 asist yaptı. Toplam gole katkısı 116 oldu. Bu istatistiği İç Merkez Orta Saha rolüyle yaptı. Emran Güven ile 121 maça çıktım. Bu maçlarda 40 gol atarken, 39 asist yaptı. Toplam gole katkısı 79 oldu. Bu istatistiği İç Merkez Orta Saha rolüyle yaptı. --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- Taylan Bulut ile 115 maça çıktım. Bu maçlarda 13 gol atarken, 49 asist yaptı. Toplam gole katkısı 62 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. Wagner Pina ile 218 maça çıktım. Bu maçlarda 15 gol atarken, 54 asist yaptı. Toplam gole katkısı 69 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. Berkay Yılmaz ile 175 maça çıktım. Bu maçlarda 12 gol atarken, 24 asist yaptı. Toplam gole katkısı 36 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. Dayann Methalie ile 149 maça çıktım. Bu maçlarda 5 gol atarken, 29 asist yaptı. Toplam gole katkısı 34 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. Bart van Rooij ile 113 maça çıktım. Bu maçlarda 5 gol atarken, 15 asist yaptı. Toplam gole katkısı 20 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. Clement Akpa ile 84 maça çıktım. Bu maçlarda 7 gol atarken, 9 asist yaptı. Toplam gole katkısı 74 oldu. Bu istatistiği Kanat Bek rolüyle yaptı. PUAN DURUMLARI Bu taktiği kullandığımız son 4 sezonun özet tablosu. Lig maçlarında bolca rotasyon da kullanılmıştır. Değerlendirirken buna göre değerlendirebilirsiniz. ÖRNEK MAÇLAR - KAZANILAN VE KAYBEDİLEN MAÇLAR
  15. ŞAMPİYONLAR LİG FİNALİ Tarih yazmak için savaşacak, mücadele edecek ilk 11'imiz sahada! Rakibimiz ise buraya kadar gelmişken, kupayı kaldıracağını umduğu ilk 11! Bu an için az mücadele etmedik, uğraşmadık! Beklediğimiz an artık geldi. Heyecan dorukta, azmimiz ise hiç olmadığı kadar diri. Sadece biz değil, tüm ülkenin desteğiyle maça çıkıyoruz. Türkiye'nin ruhuyla, tarihe adımızı altın harflerle yazdırmak için buradayız. Tribünler ayakta, istiklal marşımız gökleri deliyor. Türk hırsıyla artık burada... Rakibimizi boğan bir pres, adım adım markaj derken hızlıca topu kaptığımız gibi gol pozisyona giriyoruz. Mustafa'da burada hata yapmadan, dakika 2'de bizi öne geçiren vuruşu yapıyor ve 1-0 öne geçiyoruz. Durmak yok, rakibimizi kıskanca alıp, adım attırmıyoruz. Her top tehlike derken Taylan'ın güzel pasıyla araya giren Daghim tertemiz vuruşuyla bizi 2-0 öne geçiriyor. Maçın geri kalanı cidden kısır döngüyle ve bozuk bir kamera açısıyla geçtiğinden daha fazla görsel alamadım. Son 20 dakikaya kadar Benfica doğru dürüst atak dahi yapamadı. Takımın yorulması, biraz düşmemizle pozisyon vermeye başladık ama onlarda ciddi olamadı. Tertemiz bir galibiyet oldu ve kazanan biz olduğumuz için mutluyum. Bu anı için çok bekledik, çok arzuladım. Cidden kazanma umudum biraz zayıflamıştı ama sezon başından sonrasını iyi toparlamış olmamız benim için iyi oldu. Takımca bu hatırayı taşımak ve devamını getirebilmek adına uğraşmaya devam edeceğiz. Eşortmanlarla neden bunu kutladığımızı pek çözemedim ama olsun. Tarihi an, sizinle birlikte geldi. Avrupa'nın en büyük kupası, 7. sezon sonunda bizim oldu.
  16. Başarılar hocam, şansınız yanınızda olsun.
  17. Sinyor Selim, hardworkingo kullanıcısının şuradaki içeriğini yanıtladı: Yarım Kalan Hikayeler
    Kalmanı istemiyoruz. Bu tarz kolpa haberleri kim çıkartıyor!..
  18. Doğru yatırımlarla, karşılığını aldık desek daha doğru. Bu sene Dortmund vs kalmadan, durumu çözdük desek olmaz mı?
  19. Avrupa'da ısırgan bir takım olduk ama finallerimiz hala kötü. Oyuncu kadromuzu iyileştirmemiz lazım ama nedense buna yanaşmıyorum. Ben de sorguluyorum... Kırıldım... Evimizdeki maçı asla kaybetmemek gerekirken, cidden kötü bir akşam çıkardık. Yeni stadyumu görür müyüm emin değilim. --------- Basın Toplantımız --------- Trabzonspor için baştan bir planlama yapma vaktimiz geldi. Bunu sezon başında olarak değil, 5. sezonun sonunda yapma kararı aldık. Bunun sebebi ise mevcut düzeni korumak, geliştirmek ve başta planlanan işlerin 5 sezonluk vadesini görmekten kaynaklıydı. Bu sebepten Marc ile sözleşme uzatmadan, 5. sezonun ortasında bekleyeceğiz. Bu bahsettiğimiz 5. sezon ise Marc ile çalıştığımız dönemleri kapsıyor. Bunu kendisiyle konuşmak için de bir günümüzü neredeyse ayırdık. Burada bahsedeceğimiz şeyler sadece as takım değil, akademi ve pilot takımlarımızı da kapsıyor. Biz kendimizi düşünen, bireysel hareket eden bir takım olmaktansa ülke futbolunu da geliştirebileceğimiz, rakiplerimizi ise güçlendirebileceğimiz bir yapı üzerine kafa yoruyoruz. Bunun karşılığını da rekabetle beraber Avrupa'da başarılarla alacağımıza eminim. Trabzonspor her açıdan tüketen bir takım olmamalı. Bunun için tüm gözlem ağımızı baştan aşağı yenileyip, bize kazandıracak yatırımları desteklememiz gerekiyor. Nerede bir turnuva varsa orada olmamız şart artık. Burada kazandığımız çoğu hamle, erken keşfettiğimiz yeteneklerden gelmeli. Türkiye'de biraz kafasını kaldıran, parıltı gösteren oyunculara da sıkı takip edip, onları da akademi bünyemize kazandırmamız lazım. Bizim adımıza büyük bir şans olan 1461 Trabzon gibi takımları da sayısal olarak arttırıp, her lige oyuncu gönderen bir ağ oluşturmamız elzem artık. Tabii bunu anlayan bir yönetim şart ama henüz bunu başaran birisi olamadı maalesef. Bu sebepten kiralama formülünü oturtturana kadar manuel olarak gideceği takımlara, tesislere ve oynatılacağı sürelere dikkat etmemiz lazım. Boşa oyuncu göndermemiz, her açıdan bize zarar olarak dönecektir. Avrupa macerasında ısırgan olmaya devam ediyor olmamız beni mutlu ediyor. Burada başarılı olup, keyifli bir sonuç almaya çalışıyorum ama final için hiç kendimi zorlamadım. Sürekli bir yerde takılı kalmamız, bizi yıpratmış olsa da bence umudumuzu hala diri tutmaya devam ediyorum. Bu sene bunu kırmış olmamız ise umudumuzu ne kadar sıcak tuttuğumuzu, futbol şansının ise bize döndüğünün en büyük göstergesiydi. Burada eşleşmelerden ziyade kendi futbolumuza odaklanmamız lazım. Bireysel olarak bazı isimlerin sorumluluk alması gerekirken son dönemlerde buradan epeyce ayrıldık bana göre. Bu sebepten bu tarz final maçlarında hep sorun yaşadık ama bu sene böyle olmadı. Sonunda hak ettiğimiz finali gördük. Lig etabında istediğimiz sonuçları aldığımızı söyleyemem. Epey sallantılı geçmesine rağmen üst tura yükselebildim. Oradan sonra Stuttgart eşleşmesini sorunsuz aştık. PSG ile kendi evimizde 3-3 berabere kalıp, ardından 4-4lük maç sonrası penaltılarla elemeyi başardım. Burası kırılma anıydı bana göre. Ondan sonrası zaten gördüğünüz üzere pek zorlanmadan, yavaş yavaş geçtiğimiz bir dönem oldu. Burada skorlar gözükmüyor ama United karşılaşmasını toplam 6-2 skorla geçerken, Porto karşılaşmasını ise 4-1lik skorla geçmeyi başardık. Bu sene kupayı alır mıyım emin değilim ama Benfica tırnaklarıyla kazıya kazıya gelmesi, skor olarak hiç geri düşmemesi beni korkutan taraf oldu. Gerisini de bekleyip göreceğiz. Bu maçı teker teker anlatacağımdan önden vermek istedim. Bu sene yerel kupaları kazanmış olmamıza rağmen genel performansımızı eleştiriyorum. Ligde ve kupa galibiyetleri, Süper kupa hezimeti derken artık bir şeylerin değişmesi gerektiğini ve bunu yaparken düşünce yapımızı da iyileştirme vaktimizin geldiğini düşünüyorum. Bu sebepten son 2 sezondur kazanamadığımız süper kupa maçlarına artık daha ciddi yaklaşmamız gerekiyor. Burada tüm fikstür sonuçlarını görebilirsiniz. Süper kupa finalinde ise penaltılarla elenmemiz, kendi adımıza büyük sorun çıkartacağını düşünmüştüm ama pek öyle olmadı. Hızlıca toparladık ve önümüze baktık. Özellikle iki sene üst üste kupayı kazanamayışımız artık bazı şeylerin değişmesini gerektiren en büyük unsur oldu. Türkiye kupasında ise sonuç pek değişmedi. Burada hata şansımızı çok aza indirip, daha üretken olmayı başarıyoruz. Bununla beraber buradaki maçlarda rotasyon ağırlıklı olmamıza rağmen sürpriz sonuçlarla karşılaşmıyor olmamız beni de şaşırtıyor. Tabii bu seneden itibaren artık buna da artık son veriyoruz. Bunu değiştirip, tüm etaplarda daha agresif bir tutum sergileme kararımızı göstereceğiz. Her isim, her yıldız gerektiğinde en küçük deplasmana bile götürülecek ve orada oynatılacak. Deplasman kültürüne saygı duyacağız ve hak ettikleri gibi davranacağız. Bazı gerçekleri görebilmek ve okuyabilmek lazım. Kendimizi geliştirdiğimiz bir dönemdeyiz. Bu 5 sezon içerisinde hak ettiğimizden daha fazlasını efor olarak harcadık. Bazen kaybeden taraf iken çoğunlukla kazanan taraf olmayı başardığımızı düşünüyorum. Dev takımlarla rekabet edebilmek, onlarla savaşabilmek tam olarak bize yakışan bir durumdu. Bazı kangal gibi boşa sıkan, konuşan tiplerden olmadık. Sürekli icraat ve kazanan taraf iken artık bunu kupayla süsleme başarısını gösterebilmemiz lazım. Umarım bunu da başarabiliriz. Tabi bunu yaparken ise Mustafa'nın geçen sene gösterdiği performans sayesinde Altın Ayakkabı ödülünü de kazanmayı başardı. Sadece takım olarak değil, bireysel olarak da tüm ödüllere ambargo koyduğumuz gün, ülkemiz adına kritik bir eşiği geçtiğimizi göreceğiz bence. Başkanımız değişti ve artık yeni bir dönem başlıyor. E.D çok çabaladı, yıprattı ve sonunda bu takımın temellerini atmayı başardı. Yeni başkanın ise burada engel mi yoksa yol mu olacağını göreceğiz artık. Ortada sürekli kazanan bir takım var ve ekonomi olarak çok rahat durumda. Umarım taleplerimizi ciddiye alır ve takımı geliştiren tarafta olur.
  20. Sinyor Selim şurada bir gönderi paylaştı: FM26 Oyuncu Alanı
    İsmi ve Soyismi: Mattia Fortin Yaş: 21 Ülke: İtalya Takım: Lens FM 26 Profili FM 2031 Profili Kişisel Yorum Sezon başında kiralık olması, onu radara almanız için büyük fırsat. Şansıma gösterdiği performans sayesinde transfer listesine girdi ve 5 milyon €'ya işi bitirdim. Pas oyunu oynatmama rağmen, ayağı elit seviyede olmasa da beni idare etti. Birebirleri seven, kaleyi iyi kapatan bir profil. Sizin elinizde gelişimi çok daha hızlı olabilir. Benimle geçirdiği 3 sezonda toplam 101 gol yedi (son sezon 47 gol yemesine rağmen). Buna karşın ortalaması 7.04'ün altına düşmedi, zirvesi ise 7.16 idi. Tam bir yatırım tavsiyesidir: Bu fiyatlara alıp birkaç sezon sonra servet değerinde satabilirsiniz. Dortmund'un 60 milyon €'luk teklifini bile reddedip kapıyı daha yüksekten açtım. Erken davranıp özel antrenmanla üzerine düşerseniz, komple bir libero kaleciye dönüşüp şov yapabilir.
  21. --- --- Basın Toplantısı --- --- Takım kimyasından daha çok aldığım futbolcularla bir aile ortamı kurma, birebir bağ kurma çabam var. Tabii bunu sürdürmem çok zor çünkü gelen tekliflerle beraber ağlama seansları çok artıyor. Bu sene çok istediğim gibi olmadı, çok az süre aldı. Teşekkür ederim. Bir şey katar mı bilemem ama en azından gelen gideni aratmadı denilebilir. Sen benden daha iyi bilirsin tabii. Menajerlere az para yedirmedin kral. Taylan bu sene 7 gol 23 asistle 30 gole katkı sağladı. Sanırım senin eleştirin işe yaramış. --- --- Sezon Özeti --- ---Ağustos Ayı ---------------------------- Eylül Ayı ---------------------------- Ekim Ayı ---------------------------- Kasım Ayı ---------------------------- Aralık Ayı ---------------------------- Ocak Ayı ---------------------------- Şubat Ayı ---------------------------- Mart Ayı ---------------------------- Nisan Ayı ---------------------------- Mayıs Ayı ---------------------------- Puan Durumu ---------------------------- İstatistikler ---------------------------- Yeni Stadyum ---------------------------- 7. Sezon öncesi kapsamlı bir basın toplantısı yapılacaktır.
  22. Paylaştığın kariyer hikayesi, belirlenen süreç kurallarındaki 4. madde 1. seçeneğin ihlali ve son 2 hafta içinde güncelleme yapılmaması nedeniyle mevcut haliyle sürdürülemez duruma gelmiştir. Bu nedenle hikaye bu aşamada sonlandırılmıştır. Şimdiye kadar aktardıkların sürecin önemli bir parçasıydı; katkıların için teşekkür ederim. İleride hikayeyi yeniden ele almak veya farklı bir aşamadan devam etmek istersen, yeni bir başlangıca her zaman açıktır.
  23. Sinyor Selim, Mert kullanıcısının şuradaki içeriğini yanıtladı: Yarım Kalan Hikayeler
    Paylaştığın kariyer hikayesi, belirlenen süreç kurallarındaki 4. madde 1. seçeneğin ihlali ve son 2 hafta içinde güncelleme yapılmaması nedeniyle mevcut haliyle sürdürülemez duruma gelmiştir. Bu nedenle hikaye bu aşamada sonlandırılmıştır. Şimdiye kadar aktardıkların sürecin önemli bir parçasıydı; katkıların için teşekkür ederim. İleride hikayeyi yeniden ele almak veya farklı bir aşamadan devam etmek istersen, yeni bir başlangıca her zaman açıktır.
  24. Paylaştığın kariyer hikayesi, belirlenen süreç kurallarındaki 4. madde 1. seçeneğin ihlali ve son 2 hafta içinde güncelleme yapılmaması nedeniyle mevcut haliyle sürdürülemez duruma gelmiştir. Bu nedenle hikaye bu aşamada sonlandırılmıştır. Şimdiye kadar aktardıkların sürecin önemli bir parçasıydı; katkıların için teşekkür ederim. İleride hikayeyi yeniden ele almak veya farklı bir aşamadan devam etmek istersen, yeni bir başlangıca her zaman açıktır.
  25. Transfer dönemi her zamanki gibi bereketli geçmiş. Buna rağmen sezona kayıpla başlamamız, ufak bir sendelemeye neden olmuş; ancak kısa sürede toparlanmayı başarmışız.

Account

Navigasyon

Arama

Arama

Tarayıcı anlık bildirimlerini yönet

Chrome (Android)
  1. Tap the lock icon next to the address bar.
  2. Tap Permissions → Notifications.
  3. Adjust your preference.
Chrome (Desktop)
  1. Click the padlock icon in the address bar.
  2. Select Site settings.
  3. Find Notifications and adjust your preference.